İLAÇ İSİMLERİ

xanaxwelbutrinserequel

 

İlaç İsimleri Ruh Hekimliğinin Büyüsel Alanı mı?

İkis(X)Li, Küu(Q)Lu ve Çifte Uu(W)lu İlaç İsimleri

Prof. Dr. Mustafa YILDIZ

Ruhsal hastalıkların tedavisinde kullandığımız ilaçlar hastaların günlük yaşamlarının önemli bir parçasıdır. Son yıllardaki bilimsel gelişmelerle birlikte çöküntü, bunaltı ve çıldırı giderici niteliği olan ilaçların bazı hastalar için neredeyse omur boyu kullanacakları yani yaşamlarının ayrılmaz bir parçası olma özelliğinde olduğu ortaya çıkmıştır. Tıpkı yüksek kan basıncı ve şeker hastalığı tedavisinde olduğu gibi süreğen nitelikli ruhsal hastalıklarda da ilaçlar omur boyu kullanılabilmektedir. Ekmek gibi, su gibi, meyve gibi günlük yaşamın içinde olan bu ilaçlar ne yazık ki ad olarak kullanıcılarına aynı yakınlıkta değildir. Bu halk, ekmeğin (çavdar, buğday, kepek vb) ya da meyvenin çeşitlerini (elma, portakal, muz vb) bilip kolayca anımsayabilirken yıllarca kullandığı ilacın ismini söylemekte ne yazık ki zorlanmaktadır.

Hastalarımız daha ilköğretiminin abecesinde öğrenmemiş olduğu harflerden oluşan ilaç adlarını nasıl öğrenebilsin? Öğrenemediği bir adı ise ezberlese bile nasıl kolayca anımsayabilsin? Türkçe abecede kuu (q), ikis (x) ve cifte uu (w) yer almamaktadır. Ama hastalarımızın kullandığı ilaçların çoğunun adında bu harfler bulunmaktadır. Örneğin zyprexa, zedprex, paxil, seroquel, quet, wellbutrin, venlafaxin, cipralex, xanax gibi. İlaç isimleri acısından tek sorun bu değildir. Türkçe olmayan bu harfler dışındaki yazaçlardan oluşan adların coğu Turkce sozcuk yapısı kurallarına uymamaktadır. Örneğin elynza, lustral, desyrel, abilify gibi. Bazıları da açıkça sesletim ozelliklerine ters düşmektedir. Örneğin prozac, lamictal, largactil, cedrina, citol gibi. Neredeyse her ilac ismi herhangi bir anlamlı Turkce koke dayanmamaktadır. Örneğin meresa, risperdal, invega, remeron, lithuril, venegis, abizol, tolvon, nervium, diazem, akineton, ativan gibi. Kısacası ilac adları Türkçe düşünen ve konuşan bir ulus için tamamen yabancı kalmaktadır.

Hastalık giderici özellikleriyle yaşamsal önemi olan ilaçları, yaşamlarının önemli bir kısmında kullanmaları gereken hastalara, yabancı sözcüklerden oluşan adları ile sunmak ne derece mantıklı bir edimdir? Bu davranışın hiçbir mantığının olmadığı, olamayacağı ortadadır. Apaçık ortada olan bir gerçek var ki Türkçe konuşan ve yazan insanlar olarak biz ruh hekimleri Türkçe konuşan halka Türkçe olmayan adlardan oluşan ilaçlar yazmaktayız. Bu çelişkili durumun iyi niyetli, mantıklı, usa yatkın, geleceğe yönelik beklentileri karşılayan herhangi bir açıklaması olamaz. Burada “Türkçe konuşan bu halkın ismini bilemeyeceği, anımsayamayacağı, anlayamayacağı, sadece hastalığına iyi geleceğine inandığı maddeleri içine, bedenine almaya hazırdır” anlayışı karşımıza çıkmaktadır. Yeter ki ona “kutunun içinde yer alan ve adına bizim ilaç dediğimiz bu maddeler sana iyi gelecek” denilsin. “Halk buna inanmaya zaten hazırdır”. “Okumuş ya da okumamış olsun bu halkın kullandığı ilacın ismini öğrenmesine gerek yoktur, ilaçların adlarını bilmese de olur, ne önemi var, yeter ki kullansın” ya da “bir zahmet öğreniversin canım” anlayışı,bilinçli bir toplumun kabul edemeyeceği bir yaklaşımdır.

Eski cağlardan, şamanlar döneminden kalma bir anlayışla hekimlerin kendilerini ve mesleklerini tumguclu olarak görmeleri, bu tur ilaç adlarının benimsenmesinin altında yatan ruhsal bir düzenek olabilir mi acaba? (1) Ruh hekimlerinin bile sözcüklerin büyüsel gücünün ardına sığınmaya hala gereksinimleri var denebilir mi? Acaba İlaç firmalarının da hekimlerin bu gizem kokan davranış örüntüsü ile işbirliği içerisinde olduğu söylenebilir mi? Anlaşılmayan ilaç isimlerini üretmek ve yazmaktan kimler yararlanmaktadır? Hastaların yararlanmadığı açıktır.

Hastalar ellerinde ilaç notları veya kutuları ile hekimleri dolaşmakta, kullandığı ilacın ismi sorulduğunda ya doğrudan hatırlamadığını söylemekte ya notunu ya da kutuyu göstermeye çalışmakta ya da “özür dilerim ama hatırlayabildiğim kadarıyla” diye söze başlamaktadırlar. Bazen ilacın ismini söylerken ağızlar eğilip bükülmektedir. İkisler, kuular ve cifte uular yüzünden çoğu hasta uzun zamandır kullandığı ilacın ismini anımsayamamaktadır. Ben kendi adıma bir Türk hekimi olarak Türkçe konuşan halkımı böylesi zor durumlarda görmekten utanç duymaktayım. Yıllardır kullandığı bir ilacın ismini hemencecik anımsayıp söyleyememek kolay kanıksanır bir durum değildir. Burada kendi anadilinden olmayan sözcükleri söylemek zorunda bırakılan hastaların asla bir kusuru olamayacağını hemen belirtmeliyim. İnsan anadiliyle düşünür, anadiliyle konuşur ve anadilinden düşünce üretir. Yaratıcılığını anadilini kullanmaya borçludur (2). Eğer kişi başka bir dili küçük yaşlarda öğrenmişse o dilden de düşünüp düşünce üretebilir. Ancak çocukluğundan beri kullandığı günlük dilin yapısına uymayan ve özüne yabancı sözcükler her zaman yaban kalırlar. Belki biraz caba ile ezberlenebilirler ama kolayca da unutulurlar.

Böylesi yabancı sözcüklerle hastalarımızı baş başa bırakan anlayış nasıl bir anlayıştır? Süreğen hastalıklarda özellikle de bellek, dikkat ve yoğunlaşma sorunlarıyla giden ruhsal hastalıklarda tedaviye uyumun ne denli önemli olduğunu her klinisyen günlük uygulamalarında çokça denetimlemektedir. Neden hastaların kolay öğrenip anımsayabilecekleri sözcükler değil de yabancı sözcükler? Bu duruma usayatkın bir açıklama getirilebilir mi? İlaç adlarını Sağlık Bakanlığına sunan ilaç firması sorumlularının bu durum karşısında verdikleri yanıtlar genellikle “daha çok satış yapmak” ya da “yabancı piyasalara da ilaç satmak” gibi piyasa koşulları çerçevesinden olmaktadır. Bu tur yanıtlar bir halka hiç bilmediği dilden ilaç adı sunmayı usa yatkın kılabilir mi? Bence bu yanıtlar asla anlamlı bir cevap olamaz. Türkiye’de üretilen bir ilacın isim hakkını elde etmek için ilaç firmasının önerdiği isme ülkenin en yüksek sağlık yetkesinin onayı gerekmektedir. Bu yüzden yabancı sözcüklerle adlandırmanın sorumluluğunun sadece ismi sunan firmaya ait olmadığını da bilmekte yarar var. Halkımıza bu ilaçları yazan bizlerin hali ne durumdadır diye bir araştırma yapmak istediğimde şu sonuçlarla karşılaştım.

Serviste hastaları değerlendirirken araştırman meslektaşımın “hasta için aykuu” istediğini duyduğumda hemen aykuunun (IQ) ne demek olduğunu sordum. Hızlı bir yanıt aldım “zeka testi” demekti. Ay ve Kuu nedir diye sorduğumda Ay’ın (I) “Intelligent” (zeka) olduğunu söylediler. Kuu (Q) da ise biraz düşünüldü. Bunun yanıtını önce uygulama öğrencilerinin (beşinci donem) sonra aday hekimlerin (altıncı donem) sonra da kıdemli araştırman dışındaki araştırmanların yanıtlamasını istedim.

“Quality” (nitelik) şeklinde yanıt geldi. En kıdemli araştırman Kuu’nun “quotient” (bolum) olduğunu söyledi. Aynı soruyu başka bir eğitim hastanesinin konferans salonunda (eğitimci uzmanları haric tutarak) yeniden sordum. Orada da Kuu karşılığında aldığım yanıt “quality” idi. Öğretim üyelerinin olduğu başka bir ortamda yine sordum ve bazı öğretim üyelerimizin Kuu karşılığında yine “quality” dediklerini saptadım. Bu ortamlarda hiç kimse bilgisiz ya da İngilizce bilmiyor değildi. Ama tek bir gerçek vardı: Aykuu ezbere öğrenilmişti. Aykuu diye konuşuluyor ama zeka testi dendiği düşünülüyordu. Aslında kısaltmanın tam karşılığı da “zeka bolumu” idi. Zeka bolumu diye konuşmak yerine neden Aykuu diye konuşuyoruz ve ZB kısaltması yerine neden IQ kısaltmasını kullanıyoruz? Çokça sorgulanması gereken bir durum değil midir?         Ezberlenen sözcükler okumuş insanların zihninde de anlamlı çağrışımlara dolayısıyla düşünce üretmeye yol açmazlar. Tıp fakültesi öğrencilerinin ve eğitimcilerinin bile öğrenmekte ve anımsamakta zorluk çektikleri bir yabancı isimlendirme alışkanlığını her eğitim düzeyinden halkın kullanacağı ilaç kutularında sürdürmenin anlamsızlığı ortada değil midir? Bu uygulamaya goz yummanın bence tek bir açıklaması olabilir: Kendi diline, kendi insanına, kendi ekinine saygısızlık ve özgüven yetersizliği. Ya da “hala büyüsel düşünce yapısının etkisinde mi yaşıyoruz?” diye düşünmeden edemiyorum. Kendisini, ekinini, ulusunu, insanını, insanlığı seven ve sayan bir anlayıştan yabancı dilde bir isimlendirme yapması beklenebilir mi?

Bu yazıyla meslektaşlarımızı ilaç adlandırması konusunda duyarlı olmaya davet ediyorum. Ben kendi adıma firma temsilcilerine bu anlayışımı dile getirerek bu çelişkinin ortadan kaldırılması için caba gösteriyorum. Türkçe dil yapısına en uygun ismi taşıyan ilaçlara reçetelerde öncelik tanınması gerektiğini düşünüyorum.

Kaynaklar: 

1. Öztürk O (2012) Özerk Benlik, Kul Benlik. Okuyan Us Yayın, İstanbul: 129-131.
2. Yıldız M (2012) Dil ve Yaratıcılık. Cumhuriyet Bilim Teknoloji, 1333:18.

 

Yayınlandığı Yer: Nöropsikiyatri Arşivi, 2013; 50: 91-93.

Yorum Yap

E-posta hesabınız yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>